Yutmi

Karadeniz’de bir Küçük Prens

Temmuz 29 2019

Şavşat’ta ilk günümüz. Yeşil Vadi otelinde kalıyoruz ve bu sabah burada Şener ile buluşup Şavşat yaylalarına çıkacağız. Sabah kahvaltımı yapıp aracın yanına gittiğimde Şener’in yanındaki sarı kıvırcık saçlı, gözlüklü erkek çocuğuna takılıyor gözüm. Şener’in bir oğlu var mıydı? Evet, bu Şener’in oğlu Poyraz. Ellerim kontrolden çıkıp, Poyraz’ın sarı kıvırcık saçlarına dalıveriyor.

Çok ters bir tepki alabilirdim, ne de olsa Poyraz’la henüz tanışmıyordum, belki saçına dokunulmasından hoşlanmıyordur… Üstelik izin bile almamıştım. Ama gerçekten ellerim benim değildi sanki, o kıvırcık güzel saçları görünce beni bırakıp onlara gitti. Neyse ki Poyraz bana kızmadı. Kendimi tanıtıp elini sıktım. O da adını söyleyip benim elimi sıktı. Fotoğraf çekebilmek için aracın ön koltuğunda oturuyordum. O da yanıma oturdu. İkimiz de emniyet kemerlerimizi bağladık ve biraz daha tanımak için ben Poyraz’a sorular sormaya başladım. 9~10 yaşlarındaymış, öyle söyledi. Ama kesinlikle yaşından daha büyük duruyordu. Zaten boyu da yaşıtlarına göre daha uzunmuş.Yürüyüşlerde babasına yardım ediyormuş. Bermuda pantolonu ve fıstık yeşili t-shirtü babasınınkiyle bir örnekti. Gözlükleri de çok tarzdı. Yutmi’yi görünce fotoğraf çekmek için izin istedi benden. Bilen bilir, Yutmi’yi kimselere vermem ama o kadar tatlıydı ki Poyraz’a hayır diyemedim. Otomatik moda alıp Yutmi’yi Poyraz’a verdim. O da bir iki poz çekip bana geri verdi.

Yola çıktıktan bir süre sonra yolda fotoğraf çekmek için Yutmi’yi açtım. Manuel ayarına getirip çekim yapmak isterken birden ekran görüntüsü önce kahverengi oldu sonra sararıp beyazlaştı, sanki görüntü yandı ve ekran karardı. Ayarı değiştirdim bulutludan güneşliye aldım fakat o da ne, ekran hala karanlık… Birkaç ayar daha denedim, otomatiğe aldım fakat ekran değişmedi. Yutmi karanlıklara gömülmüştü. Poyraz beni mi Yutmi’yi mi izliyordu bilmiyorum ama ne oldu çalışmıyor mu makine diye sordu; yok çalışmıyor, ekran karardı dedim. Ona yansıtmamaya çalıştım ama yüzüm düşmüş, keyfim de kaçmıştı. Birden kendisinin yaptığını düşünmüş olmalı ki ben hiç bir şeyle dokunmadım dedi. Seninle ilgili değil Poyraz’cım dedim. Gerçekten de onunla hiç bir ilgisi olmadığını biliyordum çünkü ona verirken zaten otomatik moda almıştım. Ama ne olmuştu da Yutmi’nin ekranı karanlığa gömülmüştü anlayamamıştım. Araç yürüyüş noktasına geldiğinde Yutmi’yi araçta bırakmaya karar verdim. O gün Yutmi ile yürümeyecektim. Onu zorlamayayım daha fazla da biraz dinlensin bakalım…

Yürüyüşe başlıyoruz.  Hava güneşli ve açık. Yürüyüş sırasında Poyraz’ı izliyorum; gık demeden bizimle birlikte yürüyor, bizim çıktığımız tepelere çıkıyor, derelerden geçiyor ve yer yer boyu kadar bitkilerin içine dalıyor. O gün ve sonrasında performansına ve cesaretine hayran kalmıştım. Ayrıca son derece centilmen bir delikanlıydı Poyraz, zaman zaman önümüze çıkan taşları kaldırıyor, su kaynağı bulduğunda hemen haber veriyor ve bazen de arkada kalanları cesaretlendiriyordu. Yürüyüş bitip araca dönünce ilk işim Yutmi’ye bakmak oldu. Ekran görüntüsü gelmişti. Sürekli kullandığım ayarlardaki renkler bozuktu ama bir başka ayarla çekim yapabileceğimi gördüm. Çok sevinmiştim çünkü gezinin ilk günüydü ve daha önümüzde 6 gün vardı. Bu gezi boyunca böyle idare edelim, Ankara’ya dönünce doktora gideriz diye düşündüm. Düzelen ekranı hemen Poyraz’a gösterdim. O da çok sevindi. Ertesi gün yine sordu Yutm’yi. Çalışıyor mu fotoğraf makinen Başak? dedi, çalışıyor dedim. Ne olmuş diye sordu gözlerini kocaman açarak. Seni kıskanmış dedim. Çok şaşırdı. Sorar gözlerle bana baktı yeniden. O mu söyledi dedi, evet o söyledi dedim. Makinen konuşuyor mu dedi. Evet dedim konuşuyor. Fazla üstelemedi ama pek de inanmadı. 🙂 Yutmi ile arkadaşlığımdan bahsettim biraz Poyraz’a. Neyse ben ona bir kitap gönderceğim o zaman daha iyi anlayacak bizi eminim  😉

İlerleyen günlerde Poyraz’la daha uzun sohbet etmek şansım da oldu. Bir gün grup sert bir yürüyüş yapacaktı. Ben dizlerime güvenmediğim için gitmedim. Poyraz da o gün benimle kaldı. İşte o gün Poyraz’la bol bol futbol oynadık, yürüyüş yapıp sohbet ettik. Anlatmak istediklerini çok iyi ifade ediyordu. Özellikle “ki” bağlacını öyle doğru kullanıyordu ki büyükler bile bu kadar doğru kullanamıyor bu bağlacı. Poyraz, Türkçen çok iyi, iyi kitap okuyor olmalısın dedim. Eveeet ben çok kitap okurum, küçükken annem okurdu ama şimdi kendim okuyorum, bu yaz iki kitap okudum dedi. Daha yazın ortasında olduğumuz düşünülürse iki kitap hiç de fena sayılmazdı. Hangi kitapları okudun dediğimde yanıtı beni daha da etkiledi. Peter Pan ve Küçük Prens’i okumuştu. Julvern’in kitaplarının da çoğunu okumuş. Başka kitaplar da söyledi ama ben Küçük Prensi duyunca ona takılıp kaldım. Beni tanıyanlar Küçük Prens’e hayranlığımı bilir. Küçük Prens, erdemleri çok iyi işleyen, her yaşta okunabilecek bir kitap. Hatta 9~10 yılda bir yeniden okunmasını önerebilirim. Çünkü her yeni okumada, bizlerde zaman içinde değiştiğimiz için yeni şeyler bulmamız olası, ilk okuduğumuzda anlamsız gelenin gelen bir şeyin sonraki okumalarda anlam bulması olası… Ve ben, Şavşat yaylarında, 9 yaşındaki bir Küçük Prens’le bu kitap üzerine konuşuyordum… ne muhteşem. Kitaptaki 21.bölüm, en sevdiğim bölümdür. Bu bölümde Tilki ile Küçük Prens’in karşılaşmasını ve arkadaş olmasını anlatır ve en beğendiğim bölümlerden biridir. Güvenin ne demek olduğunu, nasıl oluştuğunu çok güzel ifade eder. Bu bölüm üzerine uzun uzun konuştuk Poyraz’la. Küçük Prens’in diğer gezenlerde yaşadıkları da Poyraz’ı çok etkilemiş, O da o bölümlerle ilgili konuştu. Birden, sanki Küçük Prens o kitaptan fırlamış da yanıma gelmiş, benimle konuşuyormuş gibi hissettim. Bir sarı atkısı eksikti sanki Poyraz’ın.

Küçük Prens’i eğer şimdiye kadar hiç okumadıysanız okumanızı, unuttuysanız ya da çok uzun yıllar önce okuduysanız da yeniden okumanızı öneririm.

Poyraz’la dünyanın çekirdeği üzerine konuştuk, mirketlerden bahsettik… Öyle güzel bir merakı var ve öyle açık ki dinlemeye, öğrenmeye, sormaya, sorgulamaya… Ona Pireli Şarkıyı söyledim. Nasıl dikkatle dinledi beni… ve anlamak, o bilmeceyi çözmek için bir kaç kere üst üste söyletti bana… Aferin Poyraz dedim içimden. Hep böyle düşün, sorgula sana söylenen şeyleri… İnsan düşündükçe, sorguladıkça bilgisi artar, bilinci gelişir ve daha çok insan olur çünkü. Bu arada Poyraz’cım sana bir sır vereyim; pireli şarkıdaki bulmacayı çözebilen henüz olmamış  😉

Birlikte futbol oynadık Poyraz’la. Şutları çok başarılıydı. Bazen top sert gelip bana çarptığında hemen soruyordu acımadı değil mi? Bu nasıl bir çocuktur? Benim yaşıtlarım bile bu kadar düşünceli değil. Bunu tek bir örneğe dayanarak söylemiyorum ama her birini de buraya yazmayayım artık.

Poyraz, doğa ile iç içe büyüyor. AVM’lerdeki çocuk oyun alanlarında ya da çim sahalarda değil, çayır çimende top oynuyor.  Bitkileri, hayvanları tanıyor. Düştükten sonra kalkmasını, yapabileceği şeyleri tek başına yapmasını, canı acıdığında dikkat etmesini öğreniyor. Doğada büyüyor olması kadar, babasının onun doğa karşısında dayanıklı bir çocuk olarak yetiştirmesi de çok önemili. Sevgisini ilgisini esirgemeden ama şımartmadan büyütüyor oğlunu Şener. Tanımadım ama eminim annesinin de katkısı büyük. Özellikle böyle güzel okumasının sebebi küçükken annesinin ona okuduğu kitaplar olmalı. Bu kadar güzel bir insan yetiştirdikleri için Şener’i de Aygen’i de kutluyorum. Hiçbir şımarıklığı, hiç bir bencilliği olmadığı gibi, dayanıklı ve karşısındakini de düşünen, daha bu yaşta sorumluluklarının bilince olan biri Poyraz. Babasına hayran, onu örnek alan, onun öğrettiklerini çok güzel uygulayan, onunla da, bizlerle de, yeri geldiğinde kendisiyle de çok güzel vakit geçirebilen bir çocuk Poyraz. 

Poyraz’cım, bu kadar güzel sözün karşısında alçak gönüllü kalabilmek de çok önemli. Sen alçak gönüllü ne demek biliyor musun? Bilmiyorsan eminim hemen sorup öğreneceksin. Öğren çünkü seninle ilgili böyle güzel düşünen ve bunu dile getiren çok kişi olduğundan ve böyle devam edersen olacağından da çok eminim. Onun için bu sözcüğün anlamını öğrenmen çok önemli. Şimdi ihtiyacın yok ama böyle güzel sözler duymaya devam edersen ileride olabilir 😉

Hayat bazen insana armağanlar verir. Poyraz da bu gezide, benim için bu armağanlardan biri oldu. Bu küçük prensi karşıma çıkarttığı, onun o güzel saçlarını okşama fırsatı verdiği için hayata teşekkür ederim. Bu Karadeniz gezisinin en güzel anısı sanırım Poyraz’la geçirdiğim zamanlar olacak benim için.

Poyraz’cım, yolun, bahtın aydınlık ve açık olsun, bu güzel değerlerin seninle büyüyüp, çoğalıp dünyaya yayılsın. Bana defalarca söylettiğin, sözleri Orhan Veli’ye ait olan bu şarkıyı sana gönderiyorum. Belki bir gün biryerlerde yine dinlersin, ya da gökyüzündeki yıldızlardan birinde bu şarkı çalıyor olur bir gün belli mi olur 😉 o zaman beni hatırla olur mu? Öpüyorum güzel gözlerinden.

“Karadeniz’de bir Küçük Prens” için 7 Yorum

  1. Saniye Özsan Diyor ki:

    Poyraz Gema… Adı gibi, hızlı. Hareketli, kafası seri çalışan, doğanın değerinin farkında, annesine ve babasına hayran, babasının bakışlarını kollayan pırıl pırıl bir yol arkadaşı. Arıdan korkabilir ama boğadan korkmaz. Zorlu yollarda şikayet etmeden bizimle yürür. Kendisini sevmemize izin verir ki bu çok önemli, çünkü çoğu erkek çocuk bundan hoşlanmaz.
    İlk kez tanıştığı ve kendisinden yaş olarak epey büyük bir toplulukla uyum içinde bir zaman geçirmesi beni çok etkiledi. Suatan şelalesine yürüdüğümüz gün, seninle ve Gemakoçi Ali ile beraber yaylada kalıp, uzaktan bizi görünce döndüğümüzü anlayarak Şener’e “babaaaa” diye seslenmesini ve koşarak gelip babasına sarılmasını unutamayacağım.
    Poyraz’ın ata topraklarının değerini bilmesi için Şener’in gayretini de çok önemsiyorum. Ben artık Poyraz’ın da ekibimizin bir parçası olarak yürüyüşlerimize katılmasını çok istiyorum.

  2. mustafa yazıcı Diyor ki:

    Bu yazıya sevimli çocuk damgayı vurmuş… :))

  3. sevim Diyor ki:

    Merhaba Başak,

    Sevgili Şener ile bende karadenizde yürüme fırsatını elde ettim. Kendisi gibi güzel bir insan yetiştiriyor olması beni hiç şaşırtmadı.
    Doğa bilincini de ayrıca aşılıyor olması takdir ettim.
    Sizler çok şanslısınız ekipte böylesine tatlı biri ile vakit geçirdiğiniz için :))
    Çocuklar öğrenmeye açık tertemiz su gibiler.
    Başak öyle güzel duygularını yazıya döküyorsun ki ben o anları yaşamış gibi oluyorum.
    Teşekkür ederim :))
    Buradan bende Şener’i senin aracılığınla tekrar kutluyorum. Başka bir gezide bizde karşılaşırız inşallah diyorum.

    Sevgiler

  4. Aygen Diyor ki:

    Merhaba Başak Hn;

    En güzel şeyler bazen beklemedik zamanda gelir.Yazınız benim hayatımın en özel hediyelerinden biri
    oldu. Güzel düşünceleriniz için çok çok teşekkür edim.

    Sizleri tanımak sizlerle vakit geçirmek oğluşuma yeni ufuklar açtı.

    Küçük Prensiniz yaşını size karşı biraz yaşını büyütmüş ,kendisi 8 yaşını henüz doldurmadı.
    Sevgiler;

  5. Yasemin Diyor ki:

    Başakcığım o kadar zarif, duygulu, içten anlatmışsın ki bize sadece eşlik etmek kalmış! Gerçekten de dünyanın kalbinde taht kurmuş olan Küçük Prens’in ta kendisiyle tanışma şansımız olması bu yolculuğun en büyük “ hediyesiydi”. Poyrazı doğduğu andan itibaren hep fotoğraflarda takip ettik! Onun deyimiyle 9, babasının deyimiyle 7.5 yaş, yani o kadar zaman kayıbımız olmuş! Herkesle tek tek ilgilenen, sağlığından konforuna kadar kontrol eden, inanılmaz centilmen, saygılı, sonsuz sevgi dolu muhteşem bir çocuk yetişmiş. Henüz tanışamadığımız Aygen hanımı ve sevgili rehberimiz Şeneri tebrik ediyorum. Kendinizle ne kadar gurur duysanız yeridir. Bundan sonra “yardımcı rehberimiz” olmadan şurdan şuraya gitmeyiz! Yetkili mercilere şimdiden duyurulur! 🤨😉😬😀 Bilgi tomurcuğu Poyrazımızın (artık hepimizin canı) eşliğinde büyüdüğünde organize edeceği turlar şimdiden doldu bile! Yolun, bahtın hep açık, ruhun gibi pırıltılı ve çok güzel olsun Küçük Prens🤴

  6. Yasemin Diyor ki:

    Başakcım çok duygulandım Poyraz’ı çok ama çok sevdim. Neden bilmem bitirirken gözlerim doldu. Anne babasıyla keyifle yaşasın canım Poyraz, doğa sevgisi yayılsın. Seni de sevgi ve şükranla kucaklıyorum, bizi böyle güzel duygulara garkederek gezdiriyorsun, SAĞOL CANIM 🙂

  7. Ali Diyor ki:

    Sevgili Başak ,
    Yazılarını ilgiyle okuyorum , gözlemlerine ve kalemine kuvvet ..Gözlemlerin, kaleme dökülen kelimelerin mürekkebi oluyor ,yazılarını mürekkepli kalemle aynı zamanda el yazısıyla yazılmış bir metin hissiyatıyla okuyorum , gözümün önünde metin el yazısına dönüşüyor . Fotoğraflarla bütünleşik metin uyumu da çok etkileyici , gezi yazılarında eski üstatlardan Reşat Nuri ‘nin Anadolu Notları vardır , çok iyidir , Fikret Otyam’ın röportajları , izlenimleri , Uğur Kökden’in gezi yazılarına bayılırım. Rahmetli Büyük elçi Semih Günver anmadan geçemeyeceğim. Kolay gelsin konuşuruz sevgiler

Yorum Yazın