Yutmi

Zamanda yolculuk…

Ocak 21 2014

Savrulup giden bir zaman diliminde

Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler

Ama kalbim çatlayacak kadar duyarlı

Hayatı savunabilecek kadar güçlüdür

Ahmet telli

Bu aralar bana yetirince zaman ayırmadığı için zamanla problemim var … Sorun bende mi yoksa onda mı gerçekten bilmiyorum ama sabahın köründe, bankanın önünde kapıların açılmasını beklerken not defterime Bursa gezisini yazmaya çalıştığıma göre ortada bir sorun olduğu kesin 🙂

* * *

Yanımda yalnızca bir sırt çantası ve uyku tulumu ile Milli Kütüphane’nin önüne geldiğimde saat gece yarısını geçiyordu. Yolculuk Bursa’ya… Atölye KA ile ilk fotoğraf gezimiz olacak. Otobüse bindiğimde hissettiğim şey, dalış gezisinde hissettiğim duygulara hem yakın hem uzak… Benzer yanı dalışta olduğu gibi eğitmenler eşliğinde hep birlikte bir etkinliği paylaşmaya gidiyor oluşumuz. Otobüse bindiğimde, Boğaçhan’la ilk kez dalışa gittiğimiz gün aklıma geldi. O tuhaf yalnızlık hissi burada daha bir derinden hissettirdi kendini. Oysa o yolculukta bu seferkinin aksine Oğuzhan’dan başka tanıdığım yoktu. Bugünkü derste Fazlı’nın söylediği gibi o ana yalnızca bir fotoğraf karesi olarak bakarsanız bu söylediklerim size garip gelebilir. Bu fotoğrafın ardında yatan hikayeyi anlayabilmeniz ise imkansız 🙂

Yeterince kafaları karıştırdıysam şimdi yol hikayemize geçebilirim 😀 Bursa’da ilk durağımız Gölyazı olacak ve buraya sabah saat 6-6.30 sularında varılması planlanıyor. Yol üzerinde ise TŞÖF’de bir molamız var. TŞÖF’deki mola sırasında, sabahın 2’sinde Fazlı’nın yediği kuru fasulye pilava -ben dahil- herkes inanamaz gözlerle bakıyor. Fazlı’nın bu konu ile ilgili yorumu ise; bir fotoğrafçı yemek bulduğu an yemeli, çünkü bir daha ne zaman yemek yiyebileceği belli olmaz 🙂

Fotoğraf: Tuğba Mulazimoğlu

TŞÖF’den hareket ettikten sonra Bursa’ya daha doğrusu Gölyazı’ya kadar başka mola yok. Dolayısıyla otobüse biner binmez ben de uyku tulumumu koridora serip, uyku moduna geçiyorum. Koridor dalış otobüsünün aksine bomboş 🙂 Benden başka koridora yatan yok. Bu sefer de o inanamaz gözler bana çevriliyor. Ve ben Gölyazı’ya kadar mışıl mışıl uyuyorum.

Planlandığı gibi sabah 6-6.30 sularında Gölyazı’ya varıyoruz. Daha gün aydınlanmamış. Etrafta in cin top oynuyor. Zaten istenen de gün doğumunu fotoğraflamak. Herkes tripotları çıkartıp göl kıyısına konuşlanıyor. Yutmi ve ben henüz uyanamadığımız için göl kıyısında yürüyüşe çıkıyoruz. Bizimkinin hoşuna gideceği bir şeyler arıyor gözüm. Laf aramızda Yutmi eğer çok renkli bir şeyler yoksa gece çekimlerini pek sevmez. Onun ilgisini çekecek birşeyler bulmadan uyandırırsam da tüm gün surat asabilir. O nedenle uzunca bir süre onu uyandırmıyorum. Daha sonra tripotu kurup onu üzerine yerleştiriyorum. Ama o hala uyuyor. Bir iki yer gösterip zorla da olsa yutturuyorum filan ama ı-ıh hiç uyanmaya niyeti yok bizimkinin. Gün doğumuna yakın gölün üzerindeki kuş sürüleri bizi öyle heyecanlandırıyor ki uyku filan kalmıyor. Yutmi onları yutmak için çok uğraşıyor. Yutuyor da ama yuttuklarını beğenmiyor 🙂 Başak ben yutmak değil onları izlemek istiyorum olur mu? Diye soruyor bana. Neden olmasın diyorum ve birlikte kuşların göl üzerinde grup halinde uçuşlarını izliyoruz. Bu ikimizi de çok mutlu ediyor. Kuşlar uzaklaşınca etraftaki renkler bizimkinin ilgisini çekiyor ve başlıyor yutmaya. Burayı sevdiğinden mi, güneşle suyun flörtünden etkilendiğinden mi bilmiyorum, en çok burada fotoğraf çekiyoruz. En uzaktaki balıkçıları yutmaya çalıştığında bana dönüp; zumum yetmiyor diye kızmıyorsun değil mi bana diye öyle bir soruşu var ki o an ona olan sevgim bin kat daha artıyor ve hayır niye kızayım üstelik sen hep benim kalbimden geçen anı yakalamayı başarıyorsun önemli olan da bu değil mi? Diye yanağına küçük bir öpücük kondurduğumda onun yüzünde beliren gülümseme beni de mutlu etmeye yetiyor.

Gün doğumu ile birlikte balıktan dönen balıkçıları gezmeye başlıyoruz. Gölyazı küçük bir yarım ada ve aynı zamanda sit alanı olarak ilan edilmiş küçük bir balıkçı köyü. Köylüler geçimlerini balık tutarak sağlıyorlar. Alışık olduğumuz görüntülerin dışında bir şey var burada o da kadınların da balığa çıkıyor olması. Hatta biz bir kayıkta iki kadın bile gördük balığa çıkmış olan… 🙂 Çeşit çeşit göl balığı görüyoruz. Sazaaaan, Turnaaaa, kerviiiiit ama ilk defa gördüğümüz bir balık var ki onun adı “peki”, “kızılkanat” da diyen var… Aslında bu saydıklarımı -peki hariç- ben daha önce gördüm de Yutmi ilk defa görüyor. Gördüğü balıklar, özellikle sazanlar öyle büyük ve öyle çok ki bizimkinin şaşkınlıktan ağzı açık kaldığı için, yuttuğu tüm balıklar ağzından kaçıyor 🙂 Yutmi’nin Gölyazı’da hayran kaldığı bir başka şey de ağaçlar oluyor. Özellikle de çınar ağaçları. Çınar ağacını çok sevdiğini biliyorum. Sanırım sebebi iri gövdesi, kucaklayan dalları ve iri yaprakları.

Çok klişe bir söz olacak ama hava limonata gibi. Gerçekten… Montu filan çıkartıyorum. Yutmi benim suyu ne kadar çok sevdiğimi bildiği için bana da gölün güzel manzarasının keyfini çıkartmam için bolca izin veriyor. Onun da bazen benim gibi yalnızca izlemekten keyif aldığını düşünüyorum. Yalnızca yutmaya ayarlanmış bir makine için bu mümkün mü? Eğer söz konusu Yutmi ise ewet ! 😀

Öğlene doğru balık mezatı olurmuş. Mezatı da görüp, Bursa’ya doğru yola çıkıyoruz.

Bursa’yı göreli 10 yılı geçmiş. Öyle değişmiş ki… Koza Han, Ulu Cami… Buralar aynı ama çevresi çok değişik görünüyor gözüme. Etrafta biraz dolanıp üç beş kare yuttuktan sonra bakıyorum Yutmi’nin de uykusu gelmiş. Akşama bir iki duble bir şey içecek halimiz olsun diye gidip yatıyoruz. Akşam yemeğini Arap Şükrü diye bir yerde yiyiyoruz. Burası balıkçı restoranlarından oluşan uzunca bir sokak. Masalar sokağa taşmış… Keyifli bir yer. Keyifli bir yemekten sonra çok da geç saatlere kalmadan yatmaya gidiyoruz.

Ertesi sabah ilk gideceğimiz yer, araba müzesi. Araba müzesi ilginç bir yer ama beni esas etkileyen müzenin içinde yer alan sanat galerisindeki saat koleksiyonu oluyor. Herkesin harıl harıl fotoğraf çektiği sergide ben çok tuhaf bir duygu fırtınası yaşıyorum. Bunu Yutmi hissetmiş olmalı ki ilk başta gördüğü manzara karşısında gözleri parlayıp ağzının suları akarken birden gözlerindeki pırıltı yerini meraklı bakışlara bırakıyor. Fakat artık beni öyle iyi tanıyor ki ağzını açıp tek kelime dahi etmiyor ama ben onun beni izlediğini çok iyi biliyorum.

Bu sergi bir saat koleksiyonu ve tahmin edemeyeceğiniz kadar çok saat var. Köstekli saatlerden tutun da eski büyük duvar saatlerine, masa saatlerinden tutun da guguklu saatlere kadar yüzlerce çeşit, değişik ülkelerden ve değişik zamanlarda saatler… Bu sanat galerisindeki gezi, bir anda fotoğraf gezisinden çıkıp, geçmişe yapılan bir yolculuk halini alıveriyor. Zaman makineleri arasında zamana yolculuk… Saatlerin sahiplerini düşünmeden edemiyorum. Bazı saatlerse beni dedemle, halamla, dayımla buluşturuyor. Saatin birine bakarken bir anda kendimi radyo evinin koridorlarında buluveriyorum. Geçmişin içinde oradan oraya savrulurken kalbim nasıl hızla çarpıyor anlatamam. Küçük odacıkların birinin içinde öylece bir pufa oturup kalakalıyorum. Sevinçten mi hüzünden mi olduğunu benim bile anlayamadığım damlalara şaşkın şaşkın bakan Yutmi, ne yaşadığımı anlamaya çalışıyor. Kendime geldiğimde Yutmi’nin elimden tutup beni bahçeye çıkardığını farkediyorum. Bahçenin sonundaki bir banka gidip oturuyoruz. Benim şimdiki zamana dönmemi bekliyor usulca. Bu biraz zaman alıyor…

Saat sergisini merak edenler, sergi ile ilgili bilgiye bu siteden uluşabilirler.

http://www.radikal.com.tr/hayat/bursada_zaman_tuneli-1142437

Bursa’dan ayrılıp Cumalıkızık köyüne gidiyoruz. Burası eski bir Osmanlı Köyü. Biraz fazla turistik olmuş ama hafta sonu olmasının ve havanın da bahar havası gibi olmasının bu turistik kalabalıktaki payı büyük. Burada da akşamüzeri güneşin gittiği saatlere kadar kalıp, Ankara’nın yolunu tutuyoruz.

KA ile ilk gezinin özeti işte bu. Ama KA ile ilgili söyleyecek söz çok… Eğitmeleri de asistanları da birbirinden güzel ve özel insanlar. Yaklaşık altı haftalık bir zaman diliminde tanıdığım bu insanlar hakkında bunları söylemeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Ve artık yaşadığım için biliyorum ki bu atölyede gerçekten de fotoğraftan çok daha fazla şey var. Ve tüm bunlar için, bunları bizlerle paylaştıkları için başta Fazlı olmak üzere herkese çok ama çok teşekkür ediyorum  🙂

Dönüş yolunda bir arkadaş bana Fazlı ne kadar değişik bir insan değil mi? dediğinde, neden böyle düşündüğünü sordum kendisine. Verdiği yanıt; hayata çok değişik açılardan bakabildiği, kalıplardan, kurallardan kendini kurtarıp daha özgür yaşayabildiği için böyle düşündüğünü söyledi. Ben de bu yanıt üzerine; işte tam da bu yüzden Fazlı’yı kendime çok yakın hissettiğimi, uzun zamandır bir insanı kendime hiç bu kadar yakın hissetmediğimi söyledim. Dönüş yolunda sohbet esnasında bahsettiğim ülkelerden ve yaptığım işlerden edindiği izlenimden olsa gerek, bana; siz de değişiksiniz zaten dedi. Bunun olumlu bir anlam taşıdığını ikimiz de bildiğimiz için birbirimize bakıp gülümsedik… Ve sanırım şimdi o arkadaş da bu satırları okuyordur 🙂

“Zamanda yolculuk…” için 26 Yorum

  1. Coşkun DERE Diyor ki:

    Başakcığım Gölyazı fotograf için gitmek istediğim yerlerin başında gelen bir yer. Fotograflardan izlediğim ve hayal olmadığına (Yutmi ve senin) sayenizde bir kez daha inandığım bu mekanı dünya gözüyle 🙂 de görmek dileğim Selamlar…

  2. Nur Canoglu Diyor ki:

    Yine güzel bir yazı, güzel fotolar ama ben Fazlı’ya takılı kaldım. Bence fotografçı aç kalmaktan korkuyorsa yanına yiyecek birşeyler almalı. Aksi halde gece yarısı yenen kuru fasulye acısını bir şekilde çıkarır. Ya kilo halinde ya gaz halinde…:-)

  3. Sultan KOÇ Diyor ki:

    Başak’cım, yazını keyifle okudum fotoğraflarına bayıldım. Eline sağlık ….

  4. Geçkin Gezgin Diyor ki:

    Canım benim yaaa…
    Yine o doymak bilmeyen Yutmi ile harikalar yaratmışsın… Bu atölye çalışması sana yaradı sanıyorum… Belki de içindekileri dışa vurmada önayak olduğundan… Bayıldım karelere, eminim daha bir sürü keyifle izlenecek kare vardır.
    Niye daha çoğunu paylaşmıyorsun?
    Ama belki de böylesi daha iyi… Sofradan aç kalkmak gibi, doyamadan bitiveriyorlar…:-))))
    Sevgi ve doğa ile kal…
    Not. Bİr gün benimle bir sergi açmaya ne dersin?..;-))))

  5. yasemin ünal Diyor ki:

    Eline sağlık Başakcım, Gölyazı çok iyi geldi bu sabah, gidesim var oralara , hatta kalasım var, yardımcı oldun bu hayalime, sağol …

  6. Tuğba MÜLAZIMOĞLU Diyor ki:

    Hem fotoğrafları, hem yazı dili hem de kendisi güzel insan başak, içindeki heyecan ve gözlerinin içindeki parıltı, yutminin de objektifindeki ışık hiç eksilmesin. Çok keyifle okudum. Yutmi’ye selamlar, bir sürü güzel şeyleri kaydetmiş hafızasına 🙂 Beni de çekilebilir bulduğu için hem ona hem de sana teşekkür ederim. Öperim 🙂

  7. ibrahim şepitci Diyor ki:

    Tam da nerde kaldı yutmograf derken… kutumda gördüm mesajı ve hemen daldım senin mecraya 🙂 Sanırım hayata dair hayallerimin bazılarını senin çalışmaların üzerinden tatmin edeceğim Başak, bir tek ben değil çevremde birkaç insan da yapmak istiyor bu faaliyeti ancak anladığım kadarıyla hayatta en büyük meziyetlerden biri zamanı organize edip verimli kullanmak, e hal böyle olunca ben senin çalışmaların üzerine kuruyorum hayallerimi. Yine metin ve görselin ahenkle aktığı bir sunum hazırlamışsın, teşekkür ederim, yalnız fotoğraflar birkaç tık daha güzelleşmiş söylemeden geçemiyeceğim, sanırım KA seni çok güzel bir yere götürecek merakla izliyorum 🙂

  8. servet Diyor ki:

    Her sabah bu gölde uyanmak isterdim.
    Burada, ölmek bile keyifli olur, ardına bakmaz gider insan.
    Ya da “…bu güzellikler bırakılmaz; gitmiyorum!” dersin, kim bilir?
    Rüya gibi.
    Coğrafya güzel, Başak güzel, Yutmi güzel olunca herşey böyle oluyor, ne güzel.
    Bir de Coşkun’u gönderelim bakalım neler getirir bize.
    Sevgilerimle

  9. Nedim Doğan Diyor ki:

    Sevgili Başak;
    Bursa seyahati dönüşünde aramızda geçen sohbete yazınızın son bölümünde yer vermenize sevindim. Gezi dönüşü cep telefonunuza notlar aldığınızı fark etmiştim. Gezi bu kadar güzel yazıya dökülür. Bu bir yetenek olsa gerek.
    Bir önceki dönemde KA atölyesinin temel eğitim almış ve Kurs döneminde Kapadokya eğitim gezisi ile ilgili proshow programında sunum yapmıştım. Sunumun sonunda 30 yıllık çalışma hayatımda (müfettiş, başmüfettiş, Tef.Kurulu Bşk.) karşılaşmadığım için, Fazlı Hoca’nın Eğitmenliği ile ilgili ‘’ilk defa işini özveri ile yapan, özverili, bildiklerini öğretmekten keyif alan birini tanıyorum’’ demiştim. Zira günümüzde bu özellikler meziyet oldu.
    Sevgili Başak, sizin ve Fazlı Hoca hakkındaki düşüncelerimi zaten yazınızda belirtmişsiniz. Size de söylediğim gibi bundan böyle sizin yutmi ile yapacağınız gezileri zevkle okuyacağım.
    Sevgiler…. Nedim

  10. oya Diyor ki:

    Başak’cığım gerçekten çok güzel fotoğraflar eline koluna sağlık v e de güzel anlatımın tabiki, gitmesek bile bize yaşatıyorsun gezdiğin yerleri…..
    Sevgiyle kucaklıyorum, her zaman kahvaltıya bekleriz uzatma arayı…

  11. onur Diyor ki:

    Kont Başak 🙂

  12. Necla Diyor ki:

    Sabahın ilk ışıklarıyla ağaçlar, tekne, göl manzaraları müthiş… Gezen bilir:-)

  13. fulya Diyor ki:

    Sevgili Başak bir Bursalı olarak beni de aldı götürdü yazın “zamanda yolculuğa” ve aklıma Ahmet hamdi Tanpınar’ın “Bursa’da zaman” şiiri geldi. harika bir yazı ve resimler için teşekkürler:)

  14. onur Diyor ki:

    Başak’ın Kont Drakulayla olan benzerliklerini bir kenara atarsak 🙂 çok güzel fotoğraflar, güzel bir gezi olmuş anlaşılan.

    Ben yüzü görünmeyen, yalnızca saçı görünen arkadaşın olduğu fotoğrafı çok beğendim. İlham verici.

    Sevgili saygılar.

  15. gokhan kocak Diyor ki:

    teşekkürler Başak, paylaştıgın için 🙂 gk

  16. onur Diyor ki:

    Peki böyle şeyler dinlemeden mi döndün a Başak?

    http://www.youtube.com/watch?v=OXjYCbRoc1Q

  17. basak Diyor ki:

    Çocuk !

    Zaten dişlerim kaşınıp duruuu bugünlerde ona göre…

  18. nazım Diyor ki:

    başakcık, harika yine. eline sağlık….

  19. gülbüz uç Diyor ki:

    Bakmak ve görmek ! Nasıl Bursalısın sen dedirtti bana ,harika fotoğraflar ve anlatım Başakcım eline yüreğine sağlık….

  20. zaika Diyor ki:

    Peki ya pengovenler?

  21. Meral Diyor ki:

    Başakcım, senin ve Yutminin eline diline sağlık. Çektiklerini izlemekten, yazdıklarını okumaktan pek de keyif aldım. Ama fotoğrafların güzelliği bence senin iç dünyanın yansıması. Fazlı hocanın güzel, özel bi insan olduğu, her halinden belli. Günün yorgunluğundan sonra bile bize bambaşka dünyaları açtı….

  22. Berna Diyor ki:

    göğü yırtan kızılı ve
    karşılıklı sandalye çekmiş gibi söyleşen pencereler…

  23. yasemin Diyor ki:

    Çok güzel bir yazıda çok güzel fotoğraflarla yaşattıkların için teşekkür ederim. Yutmi’nin ve senin birbirinden anlayan hallerinize bayıldım.

  24. Benur Candansayar Diyor ki:

    Fotoğrafların ve cümlelerin enerjini çok iyi aktarıyor. Keyifli yolculuğumuzu bir de senin gözünden görmek ayrı bir keyifti. Güzel yüreklerle güzel yolculuklar geçirmen dileğiyle.Sevgiler…

  25. çekirgenin hocası Diyor ki:

    eldiven gibi zaman
    içinde biz,
    on parmağı muntazam:
    ve yaşama bizi
    dokunmadan tutturan…

  26. gokhan kocak Diyor ki:

    teşekkürler Başak, paylaştıkların için 🙂

Yorum Yazın