Yutmi

Yüzünde ne pudra ne boya

Ocak 01 2019

Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz ama ben yeni öğrendiğime göre benim gibi bilmeyen de olabilir, işte onun için paylaşmak istedim.

Ulus’a en son ne zaman gittiniz? Peki ya Yahudi mahallesini biliyor musunuz? Ben Ulus’a çok sık olmasa da giderim. Daha çok Saman Pazarı taraflarında dolaşırım. Kale ve etrafındaki müzeler, çıkrıkçılar yokuşu, hal, Sulu Han… Daha yeni kalenin arka mahallelerine gittim ve paylaştım sizinle… Bununla birlikte Yahudi Mahallesini yeni gördüm. Yahudi Mahallesine gittiğiniz zaman oradaki binaların mimari değerinin farkına varmanız için mimar olmanız gerekmiyor. Evlerin çoğunun yıkılmak üzere olduğunu anlamak için de inşaat mühendisi olmaya gerek yok, ya da orada yaşayan insanların sıkıntılarını duymak için psikolog… Yok olup gitmekte olan bir tarihi görmek, o bölgenin ve o bölgede yaşayan insanların terk edilmişliğini anlamak için insan olmak yeterli diye düşünüyorum.

Koray Yahudi Mahallesinde fotoğraf çekmeye gidelim mi deyince gitmeden önce bu mahalleyi Hz. Google’da araştırdım. Çok da ilginç bilgilere ulaştım. Enver Arcak bu mahalle ile ilgili güzel bir çalışma yapmış adı da “Hermana” ve Serdar Korucu da “Avlaremoz” adlı sayfada paylaşmış. Ciddi emek verilmiş ve gerçekten güzel bir belgesel olmuş. Bu konuda yazılmış başka makaleler ve videolar da var internette. Deniz Avcı Hosanlı, A. Güliz Bilgin Altınözün “Ankara İstiklal (Yahudi) Mahallesi: Tarihi, Dokusu ve Konutlarıbaşlıklı bir makalesi var mesela.

Yutmi Cunyır’ın yuttuğu görüntüleri -ki bu görüntüleri ilk yutan o değil-  Janet & Jak Esim’in müziği eşliğinde paylaşacağım. Yahudi Mahallesi ile bilgi edinmek isterseniz size Enver Arcak’ın çalışmalarına göz atmanızı öneririm. (*)

Küçük bir Çınar büyüyordu

yıkıntılar arasında

karda patinaj yaparken beyaz araba

çekin diyordu bir adam,

çekin yok olacak buralar,

çekin de kalsın fotoğraflarda

ne elliyor, ne elletiyorlar,

tepemize yıkılacak bu damlar.

gözüm dalmışken

kırık penceredeki kırmızı yastığa,

sepetçi kadın bağırıyordu,

-yüzünde ne pudra ne boya-.

karda oynayan torununa,

küçük Çınar büyüyordu

yıkıntılar arasında

bağıra çağıra sepetçi kadına

karların ortasında

bitmemiş kardan adamına

burun yaparken damdaki sarkıtlarla

Küçük bir Çınar büyüyordu

bağıra çağıra

yıkıntıların arasında.

Bu yaşamları gördükçe, bu yazıları okudukça ben yine aynı soruyu soruyorum; teknoloji ilerlerken insanlık geriliyor mu? Bu soruyu tek ben sormuyorum mutlaka… peki ama yanıtı? Bunları bilmek, paylaşmak ne işe yarıyor öyleyse? Hiç bilmemekten, hiç paylaşmamaktan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, ellerinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama bu tip çalışmalar ancak demokratik ortamlarda sonuç verir. Demokrasi de ancak “bilinçli” toplumlarda olabilir. Bizler de belki kendi yakın çevremizle paylaşabiliriz, çocuklarımıza bazı değerleri anlatarak belki ilerde onların, bu değerlere sahip çıkabilecek bilince ulaşmasını sağlayabiliriz. İddialı cümlelerden hiç hoşlanmıyorum bununla birlikte iddialı bir cümle ile bitirmek istiyorum yazıyı; bilinç, kendiliğinden oluşmaz, ne bizlerde ne de çocuklarda… ve “bilinç” yalnızca “bilmek” demek değildir. Kaşıntı olmadan bilinç olmaz. Ne mi demek istiyorum; insan bildiğini sandığı şeyi sorgulamaz, özünü farkedip, anlayamaz, algılayamazsa, bildiğini sandığı şeyi de olanı biteni de kavrayamaz ve üzerine doğru düşünce üretemez. Böyle olunca da bilinç oluşmaz. Bunun için emek vermek, çaba göstermek gerek. Doğan Cüceloğlu’nun bir sözü var, pek severim; “Bilinciniz gelişmeden, o bilince uygun olan olayları algılayamazsınız” der.

(*) http://www.avlaremoz.com/2017/03/15/ankaradaki-yahudi-mahallesi-hamamonu-gibi-olmamali-serdar-korucu/

http://www.avlaremoz.com/2017/03/14/ankarali-yahudilerin-izinde-bir-belgesel-hermana-serdar-korucu/

“Yüzünde ne pudra ne boya” için 8 Yorum

  1. Yasemin Ünal Diyor ki:

    Başakcım, çok duygulandım, gözlerim dolarak okudum, verdiğin linkleri de seyrettim hayran kaldım.
    Güzel yüreğin, yaratıcılığın sayesinde biz de genişliyoruz, hafifliyoruz, bilgileniyoruz. Sağol, varol canım benim <3

  2. As Diyor ki:

    Ankarada doğup büyüyen biri olarak ilk kez duydum başakcım.. yeni bir bilgi..

  3. A. RÜŞTÜ HATİPOĞLU Diyor ki:

    Kapı girişinde tavan desenini çektiğin konağın hemen karşısı sinagog, kaç kez gitti isem hiç açık olduğuna tanık olmadım…
    Çeşitli söylentiler var açık olduğu günler ile ilgili ama ben üstüne pek düşmedim…
    Orta 2’de sınıf arkadaşım Moris te yakın zaman önce öğrendiğime göre bir zamanlar bu mahallede yaşamış…
    Hamamönü gibi oraya da el atılsa ne güzel olur… :-))))

  4. Tarhan Gürhan Diyor ki:

    Başakcım, çok güzel kareler yakalamışsın. Oraları bilen biri olarak bu yaptığının çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Jak, Janet Esim de çok yakışmış. İnci Gürbüzatik’in bir romanı var: Misket. Okumadıysan sana armağan edeyim. Eski Ankara’da geçiyor, 50’ler… Yutmi’ne sağlık… Yok olanı kaydetmeye devam…

  5. Esin Diyor ki:

    O büyük konağın hastasıyım. Birkaç fotoğrafı da ben de var.

  6. İbrahim Diyor ki:

    Hep düşündüğüm ve üzülerek kabul ettiğim soruyu sormuşsun Başak… evet insanlık geri gidiyor teknoloji ilerledikçe ve her geçen gün hızlanarak… bazen kendimizi maya gibi düşünüp ortamı düzeltiri diye mücadeleyi bırakmadık ama enseyi de karartmıyor değiliz.

  7. Jülide Diyor ki:

    Başakcım hem fotoğraflar, hem yazın /şiirin, hem de müzikler alıp götürdü başka yerlere, masum ve bozulmamış bir yerlere. Belki de çocukluğumuza. Teşekkür ederim.

  8. mehlika Diyor ki:

    avukatlık stajına Anafartalar adliyesinde başladığım için ulus ve civarı benim favori yerlerimdendir. İsrail gezimizden sonra bir kaç defa Sinagog’u gezmek için özellikle gitmeme rağmen hiç açık bulamadım. Maalesef eskiye sahip çıkmayan bir toplum olduk. Umarım yok olmadan bir şeyler yapılır. Eline, yüreğine sağlık…

Yorum Yazın