Yutmi

Gel dedi yanıma, bir de buradan bak, benziyor mu senin dünyana?

Haziran 08 2012

Geçtiğimiz cumartesi Ulucanlar Cezaevindeydik. Yutmoğraf ilk defa bir mapushane gördü. Şimdi de fotoğraflar, şarkılar, türküler ve şiirlerle sizinleyiz.

Bu şiirler ve türkülerin sözleri ile yazı o kadar iç içe ki (gökyüzü ile bulut, denizle dalga gibi ) yazı içinde geçen videoları yazı ile birlikte izlemenizi öneririm…

Bu arada yazının çok da kısa olmadığını belirtmek isterim. Böyle bir yazının kısası nasıl olur bilmiyorum… Bu belki kısanın da kısası… Bu nedenle yazıyı iki bölüme ayırdım. Vaktiniz uygun olduğunda bakmanızı öneririm.

Buyurun…

Gel dedi yanıma, bir de burdan bak, benziyor mu senin dünyana?…

Mapushane ile ilgi çocukluğumdan beri öyle çok şey okudum, izledim, dinledim ve öğrendim ki… Kimi yüreğimin en karanlık, kimi en aydınlık köşesinde durur. Yine de Yutmoğraf’ı oralara götürmeyi nedense hiç istemedim. Ama O, bir gün beni bir türkü dinlerken yakaladı.

Bana “Başak niye ağlıyorsun?” diye sordu. Daha ben ne cevap vereyim diye düşünürken bu sefer de, “Mapushane ne demek?” diye sordu?

O an, ona ne diyeceğimi bilemedim, çünkü o sanıyor ki hayat hep Yutmoğraf’ta geçtiği gibi ve en büyük acı aşk acısı, en zor yaşam da Hindistan’da gördüğü fakirlerin yaşamı… “Suçluların ceza çekmesi için konuldukları bina” dedim. “Ne suçu” dedi?

Ona değişik suç türleri olduğunu söyledim. Tabii bunun için Yutmoğraf’a yanlış bilgi aktarırım korkusuyla ne olur ne olmaz diye bir de avukat arkadaşıma sordum. “ Adam öldürme, işkence, tecavüz gibi suçlar var ve bunların ağırlaştırılmış müebbetten süreli hapse kadar cezası var” dedim. “Soykırım, insan ticareti gibi uluslarası suçlar da var. Bunların cezaları da ağır. Sonra topluma karşı işlenen suçlar kategorisindeki kamu barışına karşı suçlar, genel tehlike yaratan suçlar, kamu güvenine karşı suçlar… Bir de Millete ve Devlete karşı işlenen suçlar var. Bunların içerisinde siyasi suçlar olarak tanımlanabilecek suçlar da var ve tabi hapis cezası bunlar için de var”.
Bunun üzerine soruların ardı arkası kesilmedi… Yutmoğraf en çok da siyasi suçları anlamakta zorlandı. Tabi ben de anlatmakta… Çünkü öyle örnekler gördük ve hala da görüyoruz ki bazı hükumetler zamanında, herhangi bir silahlı eyleme, örgüte karışmadığı halde, yalnızca düşüncelerini dile getirdiği için vatan haini sayılıp hapishanelere atılan…. Ve aynı kişi için bir başka hükumet döneminde anma etkinliklerinin düzenlendiği… Burası biraz karışık dedim Yutmoğraf’a… Hala bu konuda farklı düşüncelerde olan insanlar var. Ben sana fazla bir şey söylemeyeyim çünkü bu noktada doğru olanı insanın kendisinin bulması gerek ve bunun için de çok okumak, memlekette olup biteni takip etmek, iyi bir dinleyici olabilmek ve analitik düşünmeyi bilmek gerek…

Tutturdu bu sefer de mapushane nasıl bir yer diye… Şimdi ben bu mapushaneyi Yumoğraf’a nasıl anlatayım. En sonunda dedim ki Yuymoğraf ‘ımı alıp, şimdi müze olarak düzenlenen Ulucanlar Cezaevi’ne ( Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi ) götüreyim. Mapushane nasıl bir yerdir görsün.

Birlikte Ulucanların yolunu tuttuk. Bizimki heyecanlanmıştı. Ona anlattıklarımdan sonra daha da meraklanmıştı.

Ulucanları birlikte gezdik, gezdik gezmesine de… Neyse bununla ilgili fotoğraflardan oluşan ayrı bir bölüm hazırlıyorum. Zira Ulucanlar’ı “restore” etmişler. Dolayısıyla ben bu yazıda kullanırım diye düşündüğüm fotoğrafları bir sonraki bölümde Ulucanların ilk hali ile birlikte sergilemeye karar verdim.

Ulucanların avlusunda dolaşırken, bak dedim Yutmoğraf’a burada bir de film çekilmiş zamanında, adı da uçurtmayı vurmasınlar ; 

çok şaşırdı. Filmdeki küçük çocuğu gösterip;

çocukları da mı mapushaneye koyuyorlar?” diye sordu.

Hayır” dedim “bu çocuğu mapushaneye koymamışlar, annesini koymuşlar ama çocuk çok küçük olduğu için o da annesiyle birlikte mapushaneye girmiş. Koğuşları gezerken Erdal Eren’in fotoğrafındaki tarihleri gördü… Bana baktı… Ben kafamı öne eğdim…

Yutmoğraf’ımın soruları bitmiyor, ben anlattıkça o soruyordu. Sonra bir hücre gördü. 

Bu ne?” dedi.

Hücre” dedim.

Ne için?” dedi “burası”.

Ceza için” dedim. 

Şaşırdı.

Çok karanlıkmış hem de çok küçük… E zaten bu bina ceza için değil mi bu niye ki?” diye sordu.

Bu da ceza içinde ceza diyemedim, boğazıma bir şey takıldı… Dur bak sana ne dinleteceğim deyip Nazım’dan ve Genco’dan yardım istedim ;

Hücrenin karanlığını unutmuştu.

Nazım Hikmet de mapushanede yatmış mı?” diye sordu.

Yatmış” dedim. Evimizde Nazım Hikmet’in tüm kitaplarını gördüğü için şaşırdı. Bana baktı, tam bir şey soracaktı, vazgeçti. Sonra sanki beni biraz neşelendirmek istermişcesine “hani bir türkü var, sen çok seversin, nasıldı o söylesene”…

hangisi?”

Orada da mapus yata yata biter diyordu, o da mı mapushane şarkısı?” diye sordu.

Evet” dedim.

Onu kim yazmış?” diye sordu.

Sabaattin Ali” dedim.

O kim?” diye sordu.

Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden hikâyeci, şair, gazetecidir” dedim.

O da mı burada kaldı?” diye sordu.

O Sinop Cezaevi’nde kalmış” dedim. “hani dışarıda deli dalgalar, gelip duvarları yalar diyor ya türküde…”

Nasıldı o türkü söylesene bir daha” dedi.

Yutmoğraf’ım bunu söylerken ben de Ulucanlar’ın duvarlarına bakarken içimde bu türküyü söylemeye başlamıştım bile ama ona bunu Dostlar Korosundan dinletmek istedim;

Bunu kim söylüyor” diye sordu.

Ruhi Su ve Dostlar Korosu” dedim.

“Ruhi Su’yu seviyorsun sen değil mi?” dedi.

Seviyorum” dedim “hem sesini hem kendisini…”

Peki o da mapushanede kaldı mı ?” diye sordu.

Kalmış” dedim. “Üstelik orada evlenmiş ve evlediği eşine bir de türkü düzenlemiş mapushanedeyken onu da dinlemek ister misin?” ;

Mahsusmahal derler kaldım zindanda
Kalırım kalırım gardaş dostlar yandadır
İk’elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş aklım sendedir

Artar eksilmeyiz zindanlarında
Kolay değil derdin ucu derinde
Kumhan ırmağında kara burunda
Bulurum bulurum kardeş öfkem kındadır.

Dirliğim Düzenim dermanım canım
Solum sol Tarafım İmanım dinim
Benim beyaz unum ak güvercinim
Bilirim bilirim kardeş gelen gündedir.

Güzelmiş” dedi. “Çok mu sevmiş eşini?”

Çok sevmiş” dedim.

Sonra öylece sessiz sessiz yürüdük taş avluda. O kadar çok şey geçiyordu ki aklımdan ve gözümün önünden… Ve ben içimden hala o şarkıyı söylüyordum… “Gel dedi yanıma bir de burdan bak, benziyor mu senin dünyana?…

*  *  *

Bahçedeki darağacını gördü.

Bu ne ?” dedi.

Darağacı dedim.

Ne işe yarar?”diye sordu.

İnsanları idam etmeye yarar” dedim.

İdam ne demek?” diye sordu.

İnsanın iple asılarak öldürülmesi” dedim.

Sen hiç gerçekten idam edilirken birini gördün mü?” diye sordu.

Görmedim” dedim.

İnsan öldürdüğü için mi darağacını hapsetmişler?” dedi.

….

   

O an çok eskilere gitti aklım. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda izlediğim “Bir Ceza Avukatının Anıları” adlı oyun canlandı gözümün önünde. Faruk Erem’in yazdığı oyunda bir idam sahnesi vardı ve ben en ön sırda o sahneyi izlerden nefes dahi alamıyordum. Canlısını izlediğimi düşünemiyorum bile.Murat Abi tüm bunları yazıp söylerken bu türküde sizi hatırlamamak imkansız… Bu da sizin için;

http://www.youtube.com/watch?v=d002fC000vE

İyi de” dedi sonunda Yutmoğraf kafası iyice karışmış olarak. “Bunların çoğu şair, yazar, sanatçı hatta devlet adamı… Suçları ne? Ne yapmışlar? Adam mı öldürmüşler?”

Hayır” dedim.

hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk?”

Hayır”

soykırım, insan ticareti?”

Hayır”

tecavüz?”

Hayır”

silahlı eylem, adam yaralama, gasp?”

Hayır”

işkence?”

Hayır… Hayır, hatta işkenceye onlar maruz kalmışlar” dedim.

Peki neden o zaman?” dedi.

Bazen bazı yöneticiler, kendileri gibi düşünmeyen insanlardan rahatsız olurlar. Bazen o kendileri gibi düşünmeyenler, düşüncelerini dile getirirler ve onların ne düşündüklerini diğer insanlar da duyarlar. İşte o zaman, bu farklı düşüncelerden rahatsız olan yöneticiler, onları cezalandırmak ister ve mapushaneye koyarlar…”

“Anlamadım” dedi.

“Ben de…” dedim.

 

 

“Gel dedi yanıma, bir de buradan bak, benziyor mu senin dünyana?” için 9 Yorum

  1. Coşkun DERE Diyor ki:

    Başak, ellerine sağlık. Gayet zengin içerikli ve dokunaklı bir yazı olmuş. Yutmiye 🙂 selam söyle öyle çok soru sormasın. Şaka bir yana kendine özgü bir içerikle böylesi bir yeri -ki ben bizzat önceki halini 3-5 kez de olsa gördüğüm için- restorenin nasıl yapıldığına da şahidim.
    Not: Uçurtmayı vurmasınlar filminde anlatılan olayın aslının geçtiği yer Mamak Cezaevi ve çocuk(Barış) orada (Mamak’da) doğuyor ve göbek bağı tırnak makası ile kesiliyor.
    Selam ve sevgiler…

  2. Nur Diyor ki:

    Icerik muthis ama boyle giderse yutmografin gelecegi kotu olabilir, aman!
    Oraya gitmek icin arkadaslarimi topladim ki cok etkilenmeyeyim. Ama gune gelmis gibi gezenler, asiri restorasyon yuzunden zaten o gunleri geregince hissedemeden ciktim. Yine de muze haline getirilmesinden, acilardan birer iz kalmasindan memnunum… Ibret icin… Ama tarih tekerrurden ibaret ne yazik ki…

  3. gokhan kocak Diyor ki:

    Duygularini pek gozel ifade etmissin Basak.
    Saglikla…gk

  4. Geçkin Gezgin Diyor ki:

    :-((((((((
    Yazamıyorum…
    Karmakarışığım!..
    Kin, nefret, sinir, hüzün, hatta özlem…
    Karman çorman herşey…
    Açmayım düşüncelerimi, bırakayım biraz daha karanlıkta kalsınlar…
    :-(((((

  5. Geçkin Gezgin Diyor ki:

    Haaa…
    Bir nokta:
    “Mapus yata yata biter” der ozan ama sanırım aslında şöyle demek ister:
    “MAPUS KAÇA KAÇA BİTER”…

  6. hakan Diyor ki:

    Elinize sağlık, iyi hafta sonları dilerim.

  7. ozlem Diyor ki:

    Ne kadar dokunaklı, ne kadar güzel bir yazı…Teşekkürler

  8. Zehra Diyor ki:

    Başakçım, müziklerle beraber bu yazını anca okuyabildim…Yazının kendisini çok beğenmiştim zaten; şimdi ise daha bir ürperdim, tüylerim diken diken oldu; uçurtmayı vurmasınlar’a gittim, melankoli yaşadım… Yutmografından bize yansıttıklarınla ve anlatımınla bu müzeyi bize de bir nevi gezdirdiğin için teşekkürler.. İnsanda iç burukluğu, acı bir tat bırakan, düşündüren bu deneyimi esasen herkes yaşamalı….

  9. nesrin özmen Diyor ki:

    başakcım gözüne, eline, diline ve yutmografına sağlık. Gözlerimi doldu, boğazıma bir yumru geldi oturdu… ne güzel anlatmışsınız…

Yorum Yazın