Yutmi

Zamanın eli değdiğinde

Aralık 25 2018

Bu hayatta iz bırakan insanlar var. Bildiklerimiz var, bilmediklerimiz, eksik bildiklerimiz var. Eksikler tamamlandığında başka anlamlar kazananlar var. Bu hafta üç biyografik film izledim. Biyografik filmleri seviyorum. Halis, Begüm Karataş ve atları Bold Pilot’ı konu alan “Şampiyon”, Müslüm Gürses’in hayatını anlatan “Müslüm” ve  Freddy Mercury ile Queen grubunu anlatan “Bohemian Rhapsody”. Üç filmi de izlemenizi öneririm. At yarışları, arabesk ve rock… Bambaşka kulvarlar, bambaşka hayatlar. Benim ilgi alanıma girdi mi?

Rock’ın bazı özel parçaları hariç hayır. Kardeşim Doruk üniversite radyosunda dj’lik yaptığı yıllarda bana bir kaset hazırlamıştı :)) İçinde rock müziğin seçme parçaları da varmış. Sen seveceksin bunları abla demişti ve çok sevmiştim gerçekten. Yani beni tanıyan, müzik zevkimi bilen biri bana rockın seveceğim parçalarını bulup getirirse dinleyebilirim. Onun dışında rock’ın her türlüsünü dinleyebildiğimi söylersem yalan olur. Queen de biryerlerde çalarsa dinlerim. Arabesk desen neredeyse hiç yok… Dediğim gibi bu üç hikayenin sahipleri de özel ilgi alanıma giren konular ve kişiler değil. Bununla birlikte sinemada hem Müslüm’ü hem de Queen’i çok yoğun duygularla, Halis, Begüm Karataş ve atları Bold Pilot’ı büyük bir hayranlıkla de izledim. Üçünün de ortak özelliği çok geniş kitleleri nasıl etkilediği ki bu da insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor. Bir şey daha; bence bu filmler kesinlikle sinemada izlenmeli.

*    *    *

Ne yalan söyleyeyim “şampiyon” filmi hakkında olumlu eleştiriler duymama rağmen onu izlenecekler listemin sonuna atmıştım. Gerçek bir aşk hikayesi diyor ya… Şu aralar hiç aşk meşk izleyecek durumda değilim. İlk göreceğim film  “Bohemian Rhapsody”. İlkin’le biletlerimizi alıp koltuklarımıza oturduktan sonra uzunca bir reklam seansının ardından tamam başlıyor dedik ama o da ne, bir film tanıtımı daha mı? Yoo diyologlar hiç de fragman gibi değil. Bu “Bohemian Rhapsody” değil, başka filme girmişiz. Üstelik bir Türk filmi. Bileti kontrol ediyoruz, bilette yazan film “şampiyon”. Görevli yanlış bilet kesmiş, biz de kontrol etmemişiz iyi mi…

Bu film, kimileri için yalnızca bir aşk hikayesi olabilir. Evet içinde gerçek bir aşk da var ama aşk her zaman yalnızca iki farklı cins arasında yaşanan bir duygu değildir. Bir işi aşkla yapmak, birine aşkla bağlanmak gibi sözler varsa bu film işte onun filmi. Günümüzün özensiz, çarçabuk tüketilen sözde “aşklarına” karşın, bambaşka bir aşk izliyorsunuz bu filmde. Sevginin ve inancın aşka nasıl eşdeğer hale gelebildiğini, bir atı ürkütmemek için susan bir hipodrom dolusu insanda görüyorsunuz. Yerlerde sürünür hale gelmiş, suni, “Aşkım” sözcüğünün gerçek anlamını izliyorsunuz bu filmde. Ve gerçek şampiyonların, kaybedeceği ihtimalini bilse de yarışı bırakmadığına tanık oluyorsunuz.
Görevli iyi ki de yanlış bilet kesmiş ve biz de iyi ki kontrol etmemişiz. Film bittiğinde üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum. Mazoist misin? Diyebilirsiniz… Filmi izlemiş olduğunuz halde böyle düşünüyorsanız, size söyleyebilecek pek bir şeyim yok derim. İzlemeden diyorsanız, isterseniz izleyin sonra konuşalım derim.

Yanlışlıkla girdiğimiz filmin esas sahibine yani “Bohemian Rhapsody” ye gelelim şimdi de. Freddy Mercury’nin bilmediğim yönlerini merakla ve şaşkınlıkla izledim. Üzerine yorum yapamayacağım bir yaşam biçimi olmuş. Ama şu da bir gerçek ki Freddy Mercury olmasaymış, Queen olamazmış. Bunu yeni mi anladın diyenleriniz olabilir ama öyle. Bu ayıpsa, bu da benim ayıbım olsun. Filmde beni en çok etkileyen sahneler Queen’i izleyen kitlelerin görüntüleri ve tabii ki onların muhteşem müzikleriydi. Filmde de yer alan, 1985’de Etiyopya’ya yardım amaçlı düzenlenen ve toplam 162 bin izleyicinin katıldığı, 1,5 milyar kişinin televizyonlardan canlı izlediği Live Aid konserinden bir sahneyi paylaşacağım. Freddy Mercury’nin hayatını bilmiyorsanız izlemenizi önereceğim bir film. Ama kişilerin hayat hikeyaleri kadar kitlelerin onlara yaklaşımları da beni çok etkiliyor. Ve bu üç film de bunu gayet iyi işlemiş.

Gelelim Müslüm filmine. Müslüm Gürses benim üzerimde bir iz bırakmıştı desem yalan olur zira ben Müslüm Gürses’i seneler önce çıkan son albümü hariç hiç dinlememiştim. O albümden bir kaç parçayı da bir arkadaşım dinletmişti. Yani bu filmi izleyene kadar benim Müslüm kültürüm hiç yoktu.

Limoncu Ali’nin yanında tanıdığı Aşık Mahzuni Şerif, Kaygusuz Abdal en çok da kardeşinin hediye ettiği Yunus Emre Divanı’nı hayatı boyunca yanından ayırmayan bu adamın yaşadıklarının benim yüreğime nasıl dokunduğunu anlatırım belki ama o benimdir, sizinkine aynı şekilde dokunamam.  Müslüm’e “kaçtığın için mi yoksa kovaladığın için mi buradasın?” diye soran Ali Limoncu’yu ve öğretilerini de çok sevdim.

Bu yazı için Müslüm Gürses’in iki parçasını seçtim. Birini, filmde Müslüm Gürses’i canlandıran Timuçin Esen seslendiriyor. Ben bu filmde Timuçin Esen’i de çok beğendim. Daha birşey yazamak istemiyorum. Bence henüz izlemediyseniz filmi izleyin. Bu yazının sonunda Can Dündar’ın 1999’da yaptığı kısa bir Müslüm Gürses belgesel röportajı da var. İlginen olursa bakabilir.

“Zamanın eli değdiğinde” için 2 Yorum

  1. nazım Diyor ki:

    Başak, müthiş bir şarkı. sonsuz teşekkürler…….

  2. İbrahim Diyor ki:

    Aslında tüm insanların prangasıdır ön yargılar, bir kurtulabilsek hayat eminim ki herkes için çok güzel olacak. Bunu dediğim halde uyguluyormuyum hayır 😄 sen de enazından yanlışlıkla kesilen bir biletle yaşamıssın 👍😄

Yorum Yazın