Yutmi

Önce Yukarıya Bakın :)

Nisan 17 2012

Hadi kaldırın kafanızı biraz yukarı doğru bakın 🙂 Yok yok çok yukarı değil, blogun üstündeki “Başak’ın Yutmografı” başlığının altındaki yazıya. Blog kuruluğundan beri o yazı var. “ne çıkar ateşböceği sansalar bizi” … Belki bir çoğunuz bu şiiri ve kime ait olduğunu biliyordur. Bu şiir Hint’li edebiyatçı Rabindranath TAGORE‘ya ait. Hindistan’a kadar gidip, Hindistan ile ilgili onca yazı ve fotoğraf yayınladıktan sonra Tagore’dan bahsetmeden geçersem YUF derim kendime.

Ve çok isterim sizler de tanıyın bu güzel insanı ve okuyun en sevdiğim iki şiirini….

Gandhi’nin yakın dostlarından biri olan Tagore, 1861 yılında Kalküta’da doğmuş, İngiliz Emperyalizmine ve kast sistemine karşı çaba sarfetmiş edebiyatçılardan biridir. Asya’daki ilk Nobel Edebiyat Ödüllü sanatçı aynı zamanda… Sizi Tagore’nın şiirleri ile başbaşa bırakayım, bakalım siz de sevecek misiniz?

Ne Çıkar Ateşböceği Sansalar Bizi

Düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek…
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
naif yönlerimizin keşfedilmesi,
cesaretsizliğimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız…

Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?

Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna
el kaldırmaya kıyamaz?
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım
karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak.
İncinsek, yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.
Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.

Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

* * *

Büyütemezsen Kaybolurum

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz..
Bugün varım yarın birden yok olurum..
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum…
Canımı acıtma, bir yarada sen açma…
Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun…
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum…
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum…
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum…
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum…

Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına…
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki…!
Vazgeçemezsin tutkun olurum…
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni…
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında…
Hala minik bir çocuğum…
Büyütemezsen kaybolurum…

                                      Rabindranath TAGORE

Bülent Ecevit’in bir Tagore hayranı olduğunu ve Tagore’nın eserlerinden çeviriler yaptığını biliyor musunuz?

Can Dündar, Ecevit’in çevirmenliğe başlama hikayesini anlatıyor:

“Bülent Ecevit, büyük Hint şairi Rabindranath Tagore’la 15 yaşında tanıştı. Savaş yıllarıydı. Bir gün eve geldiğinde babası Fahri Bey’in Bahçıvan adlı bir şiir kitabı okuduğunu gördü. İbrahim Hoye tarafından çevrilen kitabı babasının önerisiyle okudu. Sayfaları çevirdikçe Bengal dilinde yazan bu Hintli şairin sözcüklerinin ruhuna işlediğini fark etti.
Ardından aynı şairin Sebati Ataman’ın çevirdiği Postane adlı piyesini okudu. Çok etkilendi. Hint felsefesi ve Hint edebiyatının tadına varmaya başlamıştı.
Robert Koleji’ne başladığı yıl, Tagore’un 1910′da yazdığı ve 1913′te Nobel Edebiyat Ödülü aldığı destanı Gitanjali‘yi keşfetti. İngilizcesini okurken çevirme isteği uyandı içinde… Ancak şiirin, nesre dönüştüğünde büyüsünden bir şeyler kaybettiğini düşünüyordu. O yüzden çeviriye girişirken bunu doğrudan doğruya şiir diliyle aktarmayı arzuladı. Henüz 16 yaşındayken çevirdiği bu kitapta yer alan dizeler, onu ömrü boyunca etkisi altında tutacaktı:

Duam budur
Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde
Bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde
Sözcüklerin, doğruluğun derinliğinden meydana çıktığı yerde
Berrak aklın nehrinin, ölmüş adetlerin hazin çölünde yolunu kaybetmediği yerde
Zekanın sürekli olarak genişleyen fikir ve fiile senin tarafından sevk edildiği yerde
Tanrım, sen benim memleketimi, işte bu özgürlük cennetinde uyandır
Benim sana duam budur
Allah’ım, bana sevinçlerimi ve üzüntülerimi kolayca kaldırabilecek gücü ver
Bana fikre saygısızlık etmeyecek ve küstah kudretin önünde diz çökmeyecek gücü ver
Bana başımı her günkü değersiz şeylerin üzerinde tutacak gücü ver

 

Daha çok bilgi için;

Hintçe söylenişiyle RABİNDRANATHA TAKURA olan Sir RABİNDRANATH TAGORE 1861 de Bengal-Kalküta’da doğdu.Babası Maharashi Debendranath Tagore zengin ve eğitimli bir Brahmandı.Çocukluğunda müzikle,edebiyatla ilgilenmeye başladı.1878 de bir kardeşiyle birlikte İngiltere’ye gitti.Londra’da University College’de öğrenimini yapmak istiyordu.Ama Hindistan’a döndü.1883 de yeniden İngiltere’ye gidecekti ki başından geçen bir kaza buna engel oldu.Bu arada 1878 de ilk kitabını ” BİR ŞAİRİN MASALI” nı yayınlamış, Mrinalini Debi isimli on altı yaşında kendi kastından bir kızla evlenmişti.
TAGORE,1913 yılında NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ nü kazandı.Aldığı bütün parayla Bengal de SANTİNİKETAN da bir okul kurdu.İki yıl sonra da ( SIR ) ünvanı verdiler ona.Fakat 1919 da İngiltere’ nin PENCAB daki bir direniş girişimini kanlı bir şekilde bastırması üzerine ( SIR ) ünvanını geri verdiğini açıkladı.MAHATHMA GANDHI ve Hindistan’ın 1947 de bağımsızlığını kazanmasından sonra Başbakan ve Dış işleri bakanı olan PANDİT SRİ JAVAHARLAL NEHRU ile yakın dostluklar kurdu.
Dünyanın gördüğü gelmiş geçmiş en üretken, yalın dili ve felsefesindeki derinlikle aşka ve hayata dair dizelerin şairi TAGORE, dünya edebiyatının unutulmazları arasında yerini almıştır.İngitere’ de bulunmuş,batı medeniyetini tanımış ama her zaman özüne sadık kalarak bir Hintli olduğunu asla unutmamış ve bununla gurur duymuştur.68 yaşında resim yapmaya başlamış..Moskova Berlin,Münih, Paris,Birmingham ve New york’da sergiler açmış, konferanslar vermiştir.Müzikle ilgisi öteden beri bilindiğinden binden fazla şarkı bestelemiş olmasına şaşmamak gerekir.Şu anda söylenen Hindistan Ulusal Marşı sözü ve müziğiyle onun eseridir.
TAGORE uzun süren bir hastalıktan sonra 7 Ağustos 1941 de Kalküta’ da 1912 de kendi kurduğu VİŞVA BHARATİ isimli okulun (ki daha sonra Üniversite haline getirilmiştir ) bulunduğu yerde SANTİNİKETAN’ da öldü.Bu okul bireyin hayata uyumlu bir şekilde eğitilmesini öngörüyordu.1902 de karısının, 1904 de en iyi öğrencisi SATİŞ ÇANDRA ‘nın yine 1904 de kızı RANUKA ‘nın 1905 de babasının 1907 de küçük oğlunun ölümleri yüreğini dağlamasına rağmen onun üretkenliğini engelleyememiştir TAGORE Sanskritçe, Bengalce ve İngilizceyi mükemmel yazar ve konuşurdu.Bu yüzden yazdıklarını İngilizceye kendi çeviren şairin 100 000 kadar dizesi vardır.En önemli eserleri:
ÇİTRA 1896
SVADEŞİ SAMAÇ 1904
GORA 1910
GİTANJALİ 1912
BÜYÜYEN AY 1913
BAHÇEVAN 1913
SADHANA 1913
MEYVE ZAMANI 1916
AVARE KUŞLAR 1916
KİŞİLİK ; ; ; ; ; ; ; ; ; ; 1917
SEVGİLİNİN ARMAĞANI 1918
YURT VE DÜNYA 1919
KAÇAK 1921
ATEŞ BÖCEKLERİ 1922
MUKTHADARA 1922
CİVANSARTI ( Hatıralar ) 1940

 

 

“Önce Yukarıya Bakın :)” için 16 Yorum

  1. ihtiyar yol arkadaşların Diyor ki:

    Sevgili Başak
    hergün gönderdiğin fotoraflar ve yaptığın yorumlar beni ve Meral i öylesine etkiledi ki elimiz dilimiz dondu kaldı ne bir mesaj ne bir telefon edebildik.
    ama Tagora ile ilgili yazdıkların ekmek kadayıfının kaymağı gibi oldu. Bizi kendimize getirdi.
    Sevgilerimizle en kısa zamanda görüşmek üzere,
    ihtiyar yol arkadaşların

  2. aysun Diyor ki:

    Başakcım gecenin bu saatinde şiirler çok iyi geldi. Ecevit’in Tagore hayranı olduğunu biliyordum ama ayrıntısını senden öğrendim. Sanırım ülkemizde birçok insan(benim gibi) Tagore’un adını Ecevit’ten duymuştur. Teşekkürler.

  3. Zehra Diyor ki:

    İyi ki Tagore’u da dahil ettin bu seriye 🙂
    Kitabım şu an yanımda değil ama belki ben de Tagore’dan bir kaç dörtlük yazarım buraya 🙂
    sevgiler Başakçım 🙂

  4. Nur Diyor ki:

    Tesekkurler. Tagore’u Bulent Ecevit sayesinde sevdik, sayende tekrar hatirladik. :-)) Kuba’da Ataturk bustunun yaninda onun bustunun olmasi da beni cok mutlu etmisti. Ataturk’e yakisir bir komsu… Ben de bir sayfama bu siirleri ekleyecegim, sana da gonderirim ama once Ingilizcelerini de bulmam lazim…

  5. gokhan kocak Diyor ki:

    Zabah zabah insani kendine birkez daha getirirsin sen ilahi Basak.
    Ne gozelsin, ne gozel siirler,,,gk

  6. Berna Diyor ki:

    BENİ BU YERYÜZÜNDE

    Beni hep severler bu yeryüzünde
    Severler, tutarlar elimden beni korurlar.

    Sen başkasın aşkım, Sen onlar değilsin
    Sen büyüksün, yücelten büyüten aşkındır
    Sensin beni özgür tutan onlar değil.

    ‘Ya unutursa…’ derler, ‘Ya unutursa bizi’
    ‘Bir unutursa bizi…’derler, yakamdan düşmezler
    Bunu yapmazlar bir türlü, beni bırakmazlar.

    An geçer bir dolu, gün geçer ay geçer
    Geçen geçer ardı sıra, bir sen geçmezsin

    Adın yok dudaklarımda, seni çağırmıyorum
    Seni yüreğimden söküp atıyorum usulca.

    Bir bakıyorum aşkın bekliyor eşikte
    Aşkın elpençe divan durmuş
    Bir bakıyorum aşkımı bekliyor

    Seni bu yeryüzünde sevmeyen kalmadı arkadaşım, şarkılarla başlattığın yolculuk şiirlerle sürüyor ve sormak istiyorum sana yolculuk buradan nereye???

  7. berna Diyor ki:

    başak merhaba,
    sayende bu önemli şair, yazar, önemli düşünürü tanımış oldum. şahsım adına paylaşımlarınla yeni bişeyler kattığın için sana çok teşekkür ederim. gerek fotograflarından, gerek yazılarından öğrendiklerim hayattaki küçük ayrıntılardan oldu benim için. küçük ama değerli…
    seviyoruz seni : ) ben şahsen seni sadece yazılar ve fotograflarınla ve koskoca bir ailenin ortak üyesi olarak tanıdım. şahsen tanışmasak da dolaylı olarak seni tanımak çok güzel. iyiki varsın başak ve vazgeçilmez yutmoğrafı :))
    sevgiler saygılar …

  8. Servet Diyor ki:

    Çok özenli, kapsamlı, planlı ve estetik bir çalışma yaparak Hint sanatı, kültürü ve insanını bize tanıttığın için teşekkürler.
    Mükemmel bir sunumdu. Eminim ki bir daha gitsen daha kim bilir neler bulup çıkarırsın.
    Yüreğine, aklına sağlık güzel ateş böceği!

  9. Zehra Diyor ki:

    Gerçi İngilizce olacak ama; belki birileri Türkçesini de koyar buraya…
    Gitanjali’den… 😉

    Journey Home
    The time that my journey takes is long and the way of it long.
    I came out on the chariot of the first gleam of light, and pursued my
    voyage through the wildernesses of worlds leaving my track on many a star and planet.
    It is the most distant course that comes nearest to thyself,
    and that training is the most intricate which leads to the utter simplicity of a tune.
    The traveler has to knock at every alien door to come to his own,
    and one has to wander through all the outer worlds to reach the innermost shrine at the end.
    My eyes strayed far and wide before I shut them and said `Here art thou!’
    The question and the cry `Oh, where?’ melt into tears of a thousand
    streams and deluge the world with the flood of the assurance `I am!”

  10. basak Diyor ki:

    Türkçesi de benden olsun 🙂
    Pek uzun sürer benim yolculuğum ve çoktur gidilecek yolum.
    İlk ışık şuasının arabası üzerinde çıktım ortaya, yaban alemler arasından tuttum yolumu, nice yıldızlar ve gezegenlerde izimi bıraktım.
    Kişi en uzak rotayı izlerken en çok yaklaşır kendine; öğrenmesi en karmaşık olan bu yoldur, bir ezginin en mükemmel sadeliğine götüren.
    Yolcu her yabancı kapıyı çalmalı ki kendi kapısına gelebilsin. Tüm dış alemleri gezdikten sonra nihayet en içteki harime ulaşabilir insan.
    Alabildiğine uzaklara sapmıştı ki bakışlarım, gözlerimi kapadım ve “Buradasın sen!” dedim.
    “Ah nerede?” feryadı eriyip binlerce nehrin gözyaşlarına karışır ve “Ben’im !” diyebilmenin güven duygusuyla sellere boğar dünyayı.

    Tagore/ Gitanjali/ XII / Çeviri: Aytek Sever

  11. Zehra Diyor ki:

    Türkçesini bulman süper olmuş Başakçım bende yoktu :))
    Bence bu şiir, çok anlamlı bir sunu … (Bu arada Gitanjali’nin kelime anlamı “müziklerden oluşan sunu” ;))

  12. Geçkin Gezgin Diyor ki:

    ………..
    !!!!!!!!!!!
    ???????
    Nutuk…
    Tutulmak…
    :-)))))

  13. Levent AK Diyor ki:

    Çok teşekkürler Başak, içim ısındı sayende 🙂

  14. Işıl Ören Diyor ki:

    Ben de sayende tanıdım Tagore’yi Başakçığım. Çok güzel dizeler, anlamlı, derin, bir o kadar yalın anlatımlı.
    Sağol paylaştığın için. Eline, diline, gözüne sağlık.

    Sevgilerimle..

  15. ozlem Diyor ki:

    Çok güzel… çok teşekkurler….

  16. Barış Diyor ki:

    Hayati naif yaşamak konusundaki bu cesaretlendirici tarzı şiiri (dahasi şiirselliği) gozumde bir kez daha kutsadi. Tanıştırma icin tesekkurler 🙏

Yorum Yazın