Yutmi

MUTSUZLUK ÜZERİNE BİR DENEME

 

Mutsuzluk bulaşıcıdır. Mutsuzluk, bir seçimdir.

Mutsuzluk ve mutluluk, karşıt  pek çok kavramın aksine, birbirini tamamlamaktan öte, çatışmaya açıktırlar. Biri varken öteki  var olamaz çoğu zaman. Anlık, doğamızın bir parçası olanlardan söz etmiyorum elbette. Süreğen bir rahatsızlık olan mutsuzluğa gönderme benimki.

İşte bu süreğen mutsuzluk hali, aynı zamanda yıkıcıdır da. Önce kendinden başlar- bilinçli ya da bilinçsiz- sonra ağır ağır işler mutluluğa. Kanser hücrelerinin sinsiliğinde.

Ben” dilini kullanır, özündeki çatışmalarından kurtulamadığı için. Siz  ya da biz yoktur sözlüğünde . Kendini düşünür, Narsis’tir.

Mutluluğa katlanamaz, kıskançtır. An gelir öyle bir çıkışır ki, “ya şimdi ne oldu, ne yaptım!”, demekten kendinizi alamazsınız. Siz uzun süre taşıyadurun sorgulamaları, onun parlaması çoktan sönmüştür. Anlam veremezsiniz. Hem kendiyle çatışma halindedir, hem de sizinle. Kendine acır, sizi acıtır.

Köşe kapmaca oynar, asla yenemezsiniz. Kaptığı her köşede iz bırakmıştır. Mutsuzluğundan beslenir çünkü. Mutlu olduğunuz anları kollar sürekli. En büyük başarısı sizi mutsuzluğunuza hapsetmek, başarısıyla esrimektir.

Mutsuzluk başarıyı hazzetmez. Onunla mücadele adına kılını bile kıpırdatmaz. İyi bir yaşam hak etmediğini düşünür; geçmişiyle hesaplaşması sonsuza uzanır.

Bilinemezdir mutsuzluk. Bir gün sakin, başka bir gün açık denizlerde fırtınaya gebedir. Hem dışa, hem de içe dönüklüğü harmanlar kendi dünyasında.

Bir suçlu aramak gerekirse eğer, bu hiç de adil olmayan yaşamdır. Başka türlü nasıl açıklanabilir ki!

Mutsuzluğun gözü kör, kulağı sağırdır. Çünkü o bilir,  kuşkuya yer vermeyecek kadar emindir. Belirsizliğe inattır. İçindeki ses kulağını tırmalar, çıldıracak gibi olur.

Aslında bilir misiniz; mutsuzluk huzur ister, şefkat ister, sevgi ister; dokunmak, dokunulmak ister.

İster de… Kendine dokunamaz ki!

Serdar Zeren

 

Yorum Yazın